İletişimcilere öğretilen en önemli konulardan biri medya okur yazarı olabilmektir. “Haberleri size sunulduğu şekliyle sindirmeyin, irdeleyin” denir. Bu sebeple gündem konuları da genellikle siyasi eksenli olmak üzere sık sık nasıl anlaşılması isteniyorsa öyle aktarılır. Toplumun eğitim, inanç ve değer düzeylerine göre yoğurulur. Hatta diziler dahi bu çarkın içine dahil olabilmektedir kimi zaman. Bazen bir kişidir korunmak istenen, bazen bir kurum, bazense bir devlet. Bazen bir zamdır üstü örtülmek istenen, bazen bir yolsuzluk, bazense bir ahlaksızlık.

İşte bu meyanda, ister “deli” deyin isterseniz de “başka derdin mi yok?” deyin bana da… Hislerim Defne Joy Foster’ın ölüm haberini aldığım günden beri; şok olma faslını atlattıktan sonra tek bir cümleye odaklandı:

“bu adam neden ilk iş 112’yi aramadı?”

Tüm haberleri okuyorum, izliyorum, takip ediyorum. Geleneksel ve yeni medyayı bu anlamda paralel kullanıyorum. “Acaba şüphelerimi dizginleyecek bir done yakalar mıyım?” diye. Ama hayır, aksine günden güne bu hislerim tamamen güçleniyor.

Peki ben neden böyle düşünüyorum?

Bahsi geçen kişi ünlü bir babanın oğlu ve bir gazeteci olmasaydı, olayların çok farklı gelişeceğini düşünüyorum…

İlk iş olarak 112 aranmamasının büyük bir ihmal olduğunu düşünüyorum…

“Basına malzeme olmayalım” hesabı varsa, ölüme sebebiyet vermeye kadar giden bir yansıması da olduğunu düşünüyorum…

Klinik aramak için dışarılarda geçen dakikaların, Defne’yi de ölüme yaklaştıran dakikalar olduğunu düşünüyorum…

Ambulans aramayı 5 yaşındaki çocuğun dahi akıl edebileceğini düşünüyorum…

Eğer ambulans aramak akla gelmemişse, aklın uyuşturulmuş halde olabileceğini düşünüyorum…

“Defney’le duygusal yakınlık kurduk” lakırdılarının dikkatleri o yöne çekmek adına sarfedildiğini düşünüyorum…

Herkes cümlelerini “-miş”li kuruyor çünkü ortada kesin açıklamalar yok. “Şundan öldü, kanında şu vardı, ambulans erken çağırılsa kurtulurdu” diyen yok. Sürekli “evli kadının ne işi var?” konusu konuşuluyor. Bu şartlar altında, “ölsem de kurtulsam” lafının anlamını yitirdiğini düşünüyorum…

Böyle sevilen bir insanın saygıyı hak ettiğini ve tüm bu haberlerin haksızlık olduğunu düşünüyorum…

Haberlerde bu adamın kahraman ilan edilmesinin “iğrenç” bir çarpıtılma olduğunu düşünüyorum…

İnsanların raiting adına bu olayı vicdansızca kullandıklarını düşünüyorum…

Ağız ishali olmuş bir lağım faresinin, bir gazetede köşe yazma lüksünün elinden alınması gerektiğini düşünüyorum…

Gerçek gezetecilerin ve iyi polislerin bu işin peşini bırakmayacağını düşünüyorum…

O adamın ihmali varsa cezasını çekmesi gerektiğini düşünüyorum…

Bu konuda yalnız olmadığımı düşünüyorum…

Defne’yi defnederken ne kadar üzüldüğümüzü düşünüyorum…

Düşüncelerime yapılan/ yapılacak  muhtemel yorumlar:

-          Defne’yi düşündüğü için ambulansı aramamıştır. Basına malzeme olmasın diye, evli kız sonuçta.

-          Defne istemiştir belki aramamasını?

-          Telaşlanmış olamaz mı? İnsanlık hali sonuçta.

-          Amaaan neler kuruyorsun, CSI izleme sen artık en iyisi.

-          Septik akrepliğin tutmuş anlaşılan.

-          Üzüldüğün için duygusal yaklaşıyorsun.

-          Adam niye birini öldürmek istesin?

-          Her gün başımıza böyle şeyler gelmiyor nerden bilelim o an ne yapacağımızı?

-          Ya kapatın artık şu konuyu uzadıkça uzadı, boşver sen de.

Bunları söylemek kolayımıza geliyor. Zaten her konuda toplumda bu ruh hali oluşmuyor mu? Peşin peşin; tüm bu yorumlara kibarca bir nanik yapmakla beraber, “umarım haklı çıkarlar” da diyorum içten içe…

Not: 13.09.2011 tarihli habere göre Hıncal Uluç hakkında açılan tazminat davası sonuçlanmıştır.

http://www.haberturk.com/medya/haber/668951-hincal-uluca-su-testisinden-tazminat-cezasi