Özgürlüğün anahtarı, yalnızlık…
Yalnızlık özgürlüğün anahtarıydı aslında..
Yalnız olduğum kadar özgür, özgür olduğum kadar da yalnızdım..
Birinin sınırını çizme gayretim, diğerinin varlığının altını çiziyordu..
Özgür ruhum kervan, yalnızlığımsa her yağmurda sığındığı handı..
Düşündükçe anlıyorum ki, bu benim alın yazımdı..
Ne kadar kalabalık olsa da yanım, yapayalnızdı kaf dağım…
Elimdeki özgürlük meşalesiyle kendi kıtamdan bakıyordum dünyaya..
Şu dört duvarın dili olsa da anlatsa yalnızlığımı..
Öyle bir yalnızlık ki bu, müptelasıyım..
Kendimden bir fazla nüfusta bile içimde yaşatıyorum o yalnızlığı..
Öyle kimsesizlikten ya da kimselerden de değil..
İçine kapanıklıksa hiç değil..
”İçine açlık” demeliyim belki de..
Evet evet, içime açım..
Zaten insan, kendi içinde keşfi bıraktığı gün körelir.
Sıkışır yaşam ile ölüm arasında, araf diyarda…
“İçimde içinde yüzdüğüm bir deniz var” demiş ya hani Şebo..
Daha kıyıya ulaşmama çok var işte..
Her yağmurda, deniz boranla bir oluyor..
İçim içime sığmıyor, okyanuslara karışıyor…
Kalabalık bir yalnızlık bu…
Herkesin iyi-kötü bir içsel yalnızlığı var aslında..
Kiminin saklısında kimininse iki lafının arasında öylece duruyor..
Yalnızlar tanırlar birbirini, ne de olsa her yağmurda aynı akıntıya kapılırlar okyanuslarda…
İşte bu yüzden kalabalık ama özgür bir yalnızlık bu..
Canınızın sıkılmadığı, bir başınalığı dert etmediğiniz, kendinizi keşfettiğiniz bir yalnız olma durumu…
“Yalnızım dostlar” kıvamından öte, “Yalnızlar rıhtımı”ndan hallice..
***
Fotoğraf: İlker Uzunalan
Model: Aslı Anna Brankowa
“sensizlik özgürlüğü getirityor, özgürlük sensiz çekilmiyor” demiş bir üstad